Bence

Ben Buna Değerim

Değer. Ne karışık bir kavram insan için.. Değer, değerli hissetmek, değersizlik.. Ya o kadar pamuk ipliğine bağlı ki değerli ve değersiz hissetmek arasındaki o denge, o kadar kolay ki birini değersiz hissettirmek veya biri tarafından değersiz hissettirilmek.. En sevilen insanda bile bu böyle.. Herhangi biri tarafından olmasa da yakını tarafından, sevdiği biri tarafından..

Nasıl bu hale geldi insan? Nasıl eksilerde başladı değer hanesi ve yukarılara çıkabilmek için her şeyi yapar oldu? Nereden çıktı bu değer hissi? Nasıl öğrendik değer hissini?

Default gelmiş bir şey olamaz bu değer hissi insanda çünkü kime/neye göre değerli ya da değersiz hissetmeye başlar ki birden insan? Bir karşılaştırma, bir çizgi oluşturmak lazım ki onun altı değersiz ya da yetersiz olsun.. Kim/Ne nasıl yarattıysa bu çizgiyi, o zaman bu zamandır insan denen varlık hep o çizginin üzerinde kalmaya çalışmakla geçiriyor tüm hayatını.. Bir bilinç, bir farkındalık başladığı andan itibaren -ki biz buna “kendimi bildim bileli” diye bir deyiş oluşturmuşuz- o eksi hanelerden yukarılara çıkmak bütün emelimiz. Bütün enerjimizi buna harcıyoruz, bütün “başarı”larımız buna adanmış, bütün oyunlarımız bunu üzerine.. “Değerli” hissediyorsak mutluyuz, yoksa depresyonun uçurumlarından aşağı doğru yuvarlanıyoruz gün be gün..

Nasıl başlıyor mesela bu döngü? İlk ne zaman “değer” hissini fark ettik? Ben hatırlamıyorum ama benim kardeşlerim vardı, ikinci çocuktum ve ben otomatik olarak anne-baba sevgisinin 50%sine ortak olandım.. Sevgide bir bölünme söz konusu ise başlıyor bilincimizdeki bu “değer” hanesi belki de.. Belki sıfırdan başlıyor ve bölündükçe, ya da biz bölündüğüne inandıkça eksi hanelere düşüyor.. Birden doğumla beraber gelmeyen bir kavram devreye giriyor.. Ve bu sadece insanın kardeşinin olması ile alakalı değil.. “Bebekken, ben ağladım annem bana koşmadı, ihtiyacımı sağlamadı, onun yerine gitti ocaktaki yemeğin altını söndürdü.. Önceliği ben değildim, yemekti. ” bile olabilir.. Yani dikkatin, özenin, önceliğin benden başka bir alana kayması değer hanesinin eksilere düşmeye başlamasına neden oluyor.. Nasıl bir anlayışa sahipsek! 🙂

Bunun nedeni ne olabilir? Azıcık düşündüğümde benim içimden şu geçiyor.. İster adına ruh deyin, ister bilinç, isterseniz de başka bir şey.. Belli ki bu biz doğmadan önce başka bir yerde ve kesinlikle bir bedenin içinde değil.. Şekilsiz ve sınırsız bir bütünün içinde bir farkındalık.. Böyle bir ortamda zaten bütünün içindesin, ayrım yok, doğal olarak dikkat yok ve tabii ki dikkatin dağılması diye bir şey yok.. Düz bir masa tablasının yüzeyindeki bir alan gibi, bütün alanla birlikte o alan da var.. Ayırım yok, farklılık yok, değer yok. Yani var da tüm değerler eşit. Sonra ne oluyor? Bir bedene giriyoruz, etrafımızda bizden tamamen farklı olan ve görünen bir çok şey var.. Bunlar başka insanlar da olabilir, eşyalar da olabilir, ocaktaki yemek de olabilir.. Doğal olarak mantıken buraya “ayrı” olarak geliyoruz. Ve şu anki “değer” anlayışımızla bakarsak olaya ayrı olan her şeyin değeri de ayrıdır, değil mi? Yakın olabilir, neredeyse eşit olabilir ama eş-değer olamaz çünkü farklıdır. Doğal olarak bir müddet sonra farkında olalım ya da olmayalım, kendimize bir değer biçiyoruz ve bundan sonraki tüm hayatımız boyunca iyi ya da mutlu hissetmenin yolu bu değeri hissetmekten geçiyor..

Oraya ulaşırsam mutlu olacağım, oraya ulaşırsam başarılı olacağım, sevileceğim, değerli olacağım, yeterli olacağım, tamamlanacağım.. Bu yüzden o çizgiye ulaşmak için tüm hayatımızı harcarız, belki hiç ulaşamayız, belki de ulaşırız ama ulaştığımızda o hislerin orada olmadığını görürüz. Hala tamam olmaktan çok uzakta olduğumuzu fark ederiz.. Şanslıysak bu duyguların o çizgiyle hiçbir alakası olmadığını anlarız, değilsek hala sorunun bizde olduğuna, yetersizliğimize inanırız ve daha yüksek çizgileri kovalamaya başlarız ya da paralelde başka çizgiler yaratır o alanlardaki çizgilere de ulaşmaya çalışırız..

Ama biz bu bedende olduğumuz sürece değer diye bir şeyin olmadığını fark edemeyeceğiz. Öyle bir kavramın yokluğunu kavrayacak bir zihin yapısına sahip değiliz çünkü! Biz bir şeyiz, yanımızdaki başka bir şey, karşımızdaki başka bir şey, hepimizin ayrı özellikleri, yetenekleri, hisleri, düşünceleri var.. Hiçbirimiz eşit değiliz, doğal olarak hiçbirimizin bir değeri yok ya da varsa da herkesin tek bir değeri var. Sıfırsak sıfırız, birsek biriz, beşsek hepimiz beşiz. Birkaç paragraf önce bahsettiğimden tamamen farklı bir şey yazdığımın farkındayım evet, çünkü bu yazıyı yazma sebebim olan bakış açısından bakarak yazıyorum bu paragrafı ve devamını.

Öyle bir sistemde yaşıyoruz ki, eşsiz olanın diğer her şeyden çok daha değerli olduğuna inanıyoruz, eşsizliğin normal bir şey olmadığına, olağanüstü olduğuna inanıyoruz.. Şu andaki zihin seviyesinde “e heralde eşsiziz” diye söyleniyor olabiliriz fakat henüz bunu idrak edebilmiş değiliz. Kendimizi değerli hissetmek için eşsiz olduğumuza inanmaya çalışıyoruz, zaten hali hazırda öyleyken.. Bu dünya üzerinde her yerden fışkıran suyun şişelenip aman da en güzel su bu diye bize sunulması, bizim de hiç su görmemiş gibi peşinden koşmamız gibi bir şey! Bizim kopyamızı şişeleyip vitrine koyuyorlar, bizim de ona ulaşacağız diye yapmadığımız şey kalmıyor.. Seminerler, kurslar, psikologlar, seanslar, kitaplar, daha neler neler.. Zaten olduğumuz şeyden tamamen başka bir şeye dönüşüp, tekrar geriye gitmeye çalışmaktan başka bir şey değil ama sistemin içine doğup, sistemin içinde onun kurallarıyla büyüdük.. Doğal olarak şişelenmiş suya koşmaktan başka bir çaremiz yokmuş gibi davranmaktan başka bir davranış biçiminin bilincinde bile değiliz.

Her birimiz eşsiziz, bizden başka bir tane daha yok, doğal olarak ortada bir değer yok! Eşsiz olan bir şeye değer biçmek mümkün değil mantıken, neye göre değer biçiyoruz ki kendimize, birbirimize? Tabii diyebilirsiniz ki “E ona bakarsan bir Picasso tablosu da eşsiz fakat milyonlar ediyor!” Fakat bir insanın ruhundan döktüğü parçaya değer biçmemiz de kendimize biçemediğimiz değeri ona yüklemek olmuyor mu? Kendimizde bulamadığımız değeri onda aramak, ona sahip olabilecek duruma geldiğimizde de “Ben buna değerim” diyip almak kendini saçma bir şekilde bir eşyayla kıyaslamak olmuyor mu?

İnsan doğası gereği kıyaslar, başka türlü düşünme biçimi öğretilmediğinden. Eşsizlik kavramının ne olduğunu tamamıyla algılayabildiğimizde kıyaslamadan doğan değersizlik, yetersizlik hisleri ortadan kaybolur. O zaman, çocukluğumuzda görür görmez bizi susturabilen şekerin etkisini şu anda hatırlayamadığımız gibi değersizlik hissinin, kendimize çizdiğimiz o çizgilerin ne olduğunu da hatırlayamayacağız. Ne güzel değil mi?

Öyle.

Bence.

“Ben Buna Değerim” için 4 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s