Bence

Tanrıların Odağı

Vücudumuzda bir yerimizde şiddetli bir ağrı olur ve tamamen oraya odaklanırız ya hani.. Başka hiçbir yerimize odaklanamayız, neler oluyor fark bile etmeyiz diğer yerlerde.. Hayatta da böyleyiz sanki.  O an neyin acısı daha baskınsa tüm hayatımız bunun etrafında dönüyor. Acısı geçene kadar. Bir ayrılık olur, bir kayıp olur, bir ihanet olur ya da halledilmesi gereken maddi bir durum olur.. Her zaman görünürde en çok neye ihtiyacımız varsa onun etrafında turlarız.. Hep onu düşünürüz, ona ağlarız, ona üzülürüz, kızarız, sinirleniriz. Taa ki alışana ya da üzerimizdeki ağırlığı geçene kadar.. Sonra hemen daha ağır ne varsa ona yöneliriz. Tüm hayatımız böyle geçer, hep kendini en çok gösterene odaklanarak, tüm odağımızı oraya akıtarak..

Buna bir diğer taraftan da bakabiliriz. İstekler, arzular, dilekler tarafından.. Hayatımızın belli dönemlerinde belirli şeylere odaklanır, belirli şeyler isteriz ve o olmadan da bir türlü rahatlayamayız.  Bazı dönemlerde aşk olur bu, aman da bir ilişki istiyorum, aşık olayım diye tuttururuz, bazen para olur bu, bulana kadar tüm odağımız paradır, bazen özgürlük olur bu, sevmediğimiz işimizden ayrılmak olur ya da içinde sıkışıp kaldığımızı hissettiğimiz herhangi bir durumdan ve o durum bitene kadar başka bir şeye odaklanamayız.. O an en çok neye ihtiyacımız varsa ona veririz tüm enerjimizi, tüm odağımızı, diğer şeyler kendi kendine oluverir çok da dikkat etmeyiz.   En çok istediğimiz şey odur çünkü.

Geçen ay bir çalışmaya katıldım. Çalışmanın ilk gününde eğitmen bir hikaye anlattı. Odin ile Freya’nın şu meşhur Brising Kolyesi hikayesi. Hikayenin sayılamayacak kadar çok versiyonu var ama biz ondan bir halini dinledik.  En kısa haliyle olay şu: Nordik mitolojide Freya Güzellik ve Aşk (ve bağlantılı daha birçok kavram) Tanrıçası, Odin ise Savaş Tanrısı. Odin Freya’ya, Freya’nın ise güzelliğe çok büyük zaafı var yani Odin Freya’nın aşkını istiyor, Freya ise güzelliği. Odin ile ilgili hiçbir isteği yok, dolayısıyla Odin’i her seferinde reddediyor. Bir gün Freya cüceler ülkesinde cücelerin muhteşem güzellikte bir mücevherden kolye yaptıklarını görüyor ve kolyeye aşık oluyor.  Cücelerden kolyeyi satın almak istiyor, cüceler satmıyorlar.  Freya çok istiyor kolyeyi, cüceler de her birimizle bir gece geçirirsen veririz sana kolyeyi diyorlar, Freya tamam diyor.  Geçiriyor her biriyle birer gece, kolye de Freya’nın oluyor. Yalnız bu olaya şahit olan oyuncu bir tanrı var, Loki.  Loki hemen gidip durumu Odin’e anlatıyor ve Odin bu duruma çok sinirleniyor. Loki’ye o kolyeyi Freya’nın boynundan alıp kendisine getirmesini istiyor, Loki bir şekilde kolyeyi alıp Odin’e götürüyor. Kolyesinin kaybolduğunu fark eden Freya, hemen Odin’e gidiyor ve kolyesini geri istiyor.. Odin çok kızgın, kendisi gibi bir tanrıyı reddeden Freya basit bir mücevher için nasıl cücelerle birlikte olur anlayamıyor.  Odin diyor ki kolyeni veririm ama sen de benim en çok istediğim şeyi yapacaksın diyor.  Freya da tamam diyor, kolyesini alıyor ve tüm dünyada insanlar arasında savaşlar başlatıyor.

Bu tabii ki bir hikaye. Fakat bin yıllardır anlatılagelen bir hikaye.. Biz tabii böyle birbirimize bakıp kalıyoruz nasıl yani diye. İnsan klasik bir hikaye bekliyor tabii ki, sonunda Odin en çok istediğine, aşkına kavuşuyor.  Hikaye sonunda sorulan soru farklıydı ama benim aklımda dönen şey çok başkaydı.  Bir Tanrı, Odin, en çok istediği şeyin Freya olduğunu sanarken, aslında savaş istediğini fark edemiyor..  O kadar takıntılı hale gelmiş ki Freya’nın kendisini reddetmesinden doğan o ihtiyaca, gerçekte istediğinin ne olduğunun, gerçekte neyi gerçekleştirmek istediğinin farkına varamıyor..

Biz de aynı şeyleri yapıp durmuyor muyuz sürekli? Aynı döngüde takılmıyor muyuz?  Bunu şimdi tanrılar boyutundan günümüz boyutuna indirirsek ve en basit hale dönüştürürsek.. Yapmak istediğimiz şeyler var ya da almak istediğimiz şeyler ve bunları yapabilmek için gerekli olan para bizde yok diyelim.  Paramız olmadığı için istediklerimizi yapamıyoruz ve bunlara takıntılı hale geliyoruz.  İstiyoruz istiyoruz, hayalini kuruyoruz, para istiyoruz ki yapabilelim bu istediğimizi gerçekleştirene kadar tüm odağımız bu oluyor. Kendimize bir takım ihtiyaçlar yaratıyoruz ve gerçekleşene kadar en çok istediğimiz şey bu ihtiyaçların giderilmesi oluyor. Para, ilişki, seyahat ya da bazen sadece yeni çıkan ve harika özellikleri olduğunu gördüğün bir telefon..

Kendimizi ihtiyaçlarla hipnotize ederken aslında istediğimizin farkına varmıyoruz bile. Aslında istediğimiz nedir göremiyoruz. O ihtiyaçlara karşılık gelen duygu durumu aslında istediğimiz fakat biz bu duyguları tamamen bir şeylere bağlayıp tüm hayatımız boyunca bunların peşinde koşuyoruz. Sürekli Freya’ya dönen Odin gibi. Ama bizim şöyle bir durumumuz var, asıl istediğimizin ne olduğunu görüp gerçekleştiren bir Freya yok hayatımızda. Bu yüzden sürekli bir şeyleri takıntılı bir şekilde ister haldeyiz, sürekli bir ihtiyaç halindeyiz.  O ihtiyacını şartladığın duygu nedir? Ne hissedeceksin o istediklerin gerçekleşince? İşte o duygudur sürekli beslemeye çalıştığın ve asıl istediğin şeyden, asıl yapman gerekenden seni alıkoyan.

Biz de tanrılar olsak, ne istediğimizi net olarak gören ve bilen.. Daha çabasız olmaz mıydı her şey ya da daha gerçek?

Olurdu bence.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s