Bence

Sayın Yargıç

Hiç düşündün mü hayatında “yargıç” rolünün en büyük rollerinden biri olduğunu? Fark ettin mi sürekli bir şeylerin mahkemesini yapıp bir yargıya vardığını ve olguyu algılayış biçiminin yargılarını nasıl etkilediğini? dümdüz olduğu gibi algılayabiliyor musun bir şeyi, hiç bir yargıya varmadan? film izlerken ya da bir dizi, karakterlere karşı yargılarına bir baktın mı hiç mesela? hiç hoşlanmadığın karakter, ya da çok beğendiğin bir karakter? Veya ilk karşılaşmada hiç hoşlanmadığın birini tanımayı seçtiğinde, o kişiye karşı olan hislerinin hatırı sayılır derecede değişmesi. dersine girdiğin bir eğitmenin ilk derste çok itici gelmesi, derse girmeye devam ettikçe ya da sadece bir lafı ya da hareketiyle bile favori eğitmenin haline gelebilmesi..

ben geçenlerde bir diziye sardım.. orta doğuda bir ülkede geçiyor.. bir karakter var dizinin başında bariz bir şekilde yargıladığım.. böyle yapılır mı, aşağılık adam, aman allahım böyle insanlar da var falan.. sonra bu karakterin özüne biraz giriş yapılıyor, hislerine, geçmişine, yaptıklarına, yapmadıklarına… (adamın oyunculuğu şahane bunu belirtmeden geçemeyeceğim.) sonra 3 bölüm önce adamı yerden yere vuran ben ay yazıık, yok o iyi adaaam falan gibi laflar etmeye başladım.. farkına vardım ki o adam benim dizideki en tuttuğum adam haline gelmiş ve bu aynı gün içinde olmuş..

sonra insanlara bakışımızı düşündüm… diğerlerini nasıl algıladığımı, iyi-kötü nasıl yargıladığımı… bu farkındalıkla karşılaştırdım. böyleyiz çoğumuz. bakamıyoruz etrafımıza yargısızca.. yahu biz, onlar, diğerleri diye kavramlarımız var ve dilimizde ne kadar sevgi, ışık, birlik, teklik lafları dolansa da hep biz birilerinden ya daha iyiyiz ya da daha kötü. bir seri katili izlerken bir filmde/dizide aklımızdan amanın ne korkunç insan diye geçiriyoruz.. ya da bize kötülüğü dokunmuş insanlara karşı son derece negatif hisler besleyebiliyoruz.. kötülüğü dokunmuş diyorum çünkü bize yapılmış olan şeyden yapıldığı anda ya da o andan beri hoşlanmıyoruz, bu da bize kötü bir şey yaptığı manasına geliyor. gerçekten mi?

gerçekten bizim hoşlanmadığımız şeyler kötülük mü? arkamdan konuştu, işimi elimden aldı, aldattı, kızdı, bağırdı, evden attı vs.. bunlar kötülük mü? iyilik mi? yoksa sadece olması gereken olaylarlar mı? yapmamız gerekeni yaptıran, bakmamız gereken yere baktıran, atlamamız gereken engelleri atlatan, affetmekte zorlandığımız parçalarımızı affedebileceğimizi sağlayan, gücümüzü bıraktığımız yerden almamızı sağlayan olaylar mı? sadece olması gereken, yaşamamız gereken şeyler mi?

o zaman kadına şiddet, taciz, çocuk tacizi ya da bu coğrafyada evlendirilmeleri, savaşlar, katliamlar bunlar da mı olması gereken şeyler.. duyduğumuzda beynimize kan sıçratan, sinirden deliye döndüğümüz, çaresizlikten hissettiğimiz güçsüzlükten nefret ettiğimiz olaylar, bunlar da mı kötü değil? bunların da mı olması gerekiyor?

iyi ve kötü diye ayırmaya devam ettiğimiz sürece olayları, kavramları, kişileri evet. en küçük boyutta baktığımızda ki aslında bu en önemlisi, kendi içimizde bile yarattığımız dualitenin farkına varmadığımızda, iyi ve kötüyü negatif ve pozitif duygularla beslediğimizde olmasından kaçamayacağımız şeyler bunlar.. kıyaslamayı bırakmadığımız sürece, kötü, daha kötü, en kötü ya da iyi, daha iyi, en iyi kıyaslamasından vazgeçmediğimiz sürece ve en önemlisi kendimizdeki, içimizdeki kötüyü affetmediğimiz sürece, kötü olarak adlandırdığımız hiçbir şeyi sonlandıramayacağız..

kötü olarak nitelendirdiğimiz bir olayı, bunu yapanlara nefret kusarak, öfkeyle bağırarak, kınayarak yok edebilir miyiz? kötülüğü tersine çevirebilir miyiz? kötülüğü tersine çevirebilmek yapıcı olabilmek demek.. öfke, nefret, kınama gibi duyguların yapıcı olma ihtimali var mıdır? içindeki nefretle, öfkeyle hareket edip bir şeyleri iyiye çevirebilen birine ben rastlamadım.

kötülük yapan bir insana karşı hissettiğimiz şeyler nedir? sevdiğimiz birine zarar vermiş birine örneğin? aklınıza ne gelirse, şiddet, taciz veya daha kötüsü.. adamı/kadını karşımıza koysalar ve istediğimizi yapabileceğimizi, dilersek cezalandırabileceğimizi ve bunu dilediğimiz şekilde yapabileceğimizi söyleseler, ne yaparız? kaçımız aklımıza gelen en kötü cezayı veririz? kaçımız canını yakmak isteriz? dürüst olalım, büyük çoğunluğumuz, neredeyse hepimiz.. içimizde büyüyen acıyla, nefretle, öfkeyle çok acı şeyler yapabiliriz, kendimiz yapmasak da o kişinin layıkıyla cezalandırıldığından emin olmak isteriz ve bununla rahatlayabiliriz.. peki bizi kınadığımız, kötü gördüğümüz, nefret ettiğimiz kişiden ayırır mı bu? kendimi daha iyi gördüğüm kişiden farklı mı olurum o zaman? onca zaman kınadığım, ne insanlar var ya dediğim, bunların yüzünden insanlık yükselemiyor diyerek yargıladığım o insanlardan ayırır mı? hayır. ona bu eylemi yaptığı için söylediğim her şey benim için de geçerli olur. canavar dediysem ben de canavar olurum, aşağılık dediysem ben de aşağılık olurum.. o kişiye en kötü şekilde zarar vermeyi istediğim anda, aklımdan geçirdiğim ve bunun bana bir şekilde zevk verdiğini ya da rahatlatacağını hissettiğim anda ben de bir o kadar kötü olurum.. sırf bizden farklı dine, mezhebe, ırka mensup diye yerdiklerimize, farklı düşüncelere, hayat tarzına sahip diye küçük gördüklerimize hiç girmiyorum bile..

işte tam da bu yüzden o kınadığımız, kızdığımız, çok kötü bulduğumuz şeyler olacak.. çünkü hepimiz içimizde en iyiyi de en kötüyü de barındırıyoruz.. ve biz içimizde taşıdığımız o en kötüyü affetmeden en iyiye ulaşamayacağız.. en karanlık yanımı affetmeden, kabul etmeden, ışığıma ulaşamayacağım.. ve biliyor musunuz en komiği de nedir? bu karanlık tarafımın aydınlık tarafımdan tanrı/evren/varoluşun kaynağı ne dersek diyelim o katta hiçbir farkının olmaması.. karanlığın da aydınlık kadar doğal olması.. sadece olması..

zor bir konu, zor bir yer tarafsızca, yargısızca bakabilmesi bu.. kötülük.. kötü diye nitelendirdiğimiz bütün o yaşananlar.. ben köşemde otururken ve sadece iyilik için uğraşırken ya da kendi halimde yaşarken ve hiç kimseye kötülüğüm dokunmamışken, dünyada olan kötülüklerin nedenine nasıl dahil olabilirim, nasıl aynı derecede kötü olabilirim, saçmalık bu diye düşünebilir insan.. aklıma zuhur etmemiş kötülükler olurken dünyada ben nasıl o kadar kötülük barındırıyor olabilirim, mümkün değil diye düşünebilir.. haklıdır da.. olduğu yerden, bulunduğu gerçeklikten baktığında.. ben de olduğum yerden baktığımda çok iyi bir insanım ve bir çok insandan iyiyim, kötü insanlar var ve ben yargılarım, çok kötülerdir onlar benim için, dünya onlarsız çok daha iyi bir yer olacaktır.. ama bazen, gerçekten mi derim? gerçekten mi? aynı bugün olduğu gibi..

The Shack diye bir film çıktı 2017 yılının Mayıs ayında.. hayatımda en çok etkilendiğim filmlerden biri.. tam da bunu anlatıyor, en karanlık tarafımızı affetmeden, ışığımıza ulaşamayacağımızı.. kötü diye adlandırdığımız her şeyi sadece yargılarımızla ve ona karşılık yansıttığımız kötülükle bizim yarattığımızı ve büyüttüğümüzü..

kabul edebilir miyim içimdeki kötülüğü iyiliği ettiğim gibi ve affedebilir miyim kendimi bunun için? sevebilir miyim karanlığımı, ışığıma ulaşmak için değil, sadece orada olduğu için, benim olduğu için? belki o zaman anlarım her şeyin sadece olduğu gibi olması ne demek, olmak ne demek..

belki.

bence..

“Sayın Yargıç” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s