Bence

Dur!

bir durma hali gelir hani bazen insana.. seninle birlikte her şey durur.. damarlarında dolaşan kan bile durur sanki.. öyle.. olur mu hiç size de?

nedir acaba bunun nedeni? nedir insanı böyle mıhlanmış gibi yerinde tutan? kımıldatmayan?

fırtına öncesi sessizlik olabilir mi? günlerce kımıldamaya mecalin olmaması. ağır olmak, dinlenme ihtiyacı.. sanki bir şey geliyor ve bedenin ve ruhun o gelene kadar dur, kendini topla, yorma ve enerjini harcama ki ne geliyorsa karşılayabil ve içinden rahatça geçebil diyor sana.. mıhlıyor seni olduğun yere.. gelen bir şeyler var, güçlenmen lazım, merkezinde, kendinde kalman lazım, gücünü toplaman lazım ancak o zaman rahatça atlatabilirsin geleni diyor olabilir mi bu halin? seni koruyor ve hazırlıyor olabilir mi?

peki ya korku olabilir mi? seziyor olabilir misin dışarıya çıktığında, harekete geçtiğinde neler olabileceğini ve korkuyor olabilir misin gerçekleşebilecek değişimlerden, yeniliklerden? değişim veya yeni demek bilinmezlik demek ve zihninde konuşup durduğun “sen” e bilinmezlik dediğinde bu, aşılması gereken zorluklar, tehlike, şu anki durumundan da kötü hale gelme ihtimali demek.. yani bu sefer zihnin olabilir mi seni tutan olduğun yerde? bu yüzden mıhlıyor olabilir mi seni bulunduğun yere, bu yüzden ayakların bataklıktaymış gibi kımıldatamıyor olabilir misin kendini?? yani yine bir şekilde seni korumaya çalışmıyor mudur bu halin? dur burada, orada neler olduğunu bilmiyorsun, burası güvenli diyerek..

ne hissedersiniz kendinizle ilgili günlerce evden çıkmazsanız ya da kimseyle konuşmazsanız ya da herhangi bir şekilde normalden daha ağır bir şekilde yaşarsanız bir süre? ne düşünürsünüz? bunlar hiç aklınıza gelir mi? yeni bir şey geliyor, dinlenip güç toplamam lazım ya da hareket halinde olursam ve dışarıda olursam yeni bir şeyler olabilir ve bu bana iyi gelmeyebilir der misiniz kendinize ya da size bu halinizi soranlara? kendinize ne diyebileceğinize sonra değineceğim ama soranlara böyle demeyeceğiniz kesin.. yani bu halin nedir diye sorduklarında yeni bir şeyler olabilir yakında hissediyorum, bu yüzden de gücümü topluyorum kendimi hazırlıyorum deseniz bakışların ne şekilde değişeceğini tahmin etmeniz zor olmasa gerek.. 🙂 hatta sormamaları için kendinizi zorlayarak bir an önce bu halden çıkmaya çalışmanız muhtemel..

kendinize ne diyeceğiniz ise sanıyorum bariz, bu halde olan kişilerin geneline halk arasında en meşhur olan teşhis: depresyon. hareket etmek istememek, olduğun yerde durmak, evden çıkmak istememek, kimseyle konuşmak/görüşmek istememek.. siz de depresyonda mıyım diye kendinizi sorgulayabilir, belki internetten belirtilerine bakıp depresyonda olduğunuza karar verebilirsiniz.. ya hemen yine bu durumdan çıkmak için kendi kendinize bir şeyler yapmak istersiniz, birilerini aramak, dışarı çıkmak, alışveriş yapmak vs gibi. ya da profesyonel yardım almayı düşünebilirsiniz.. her iki durumda bir şekilde harekete geçersiniz ve bu durumdan çıkmak için bir adım atmış olursunuz..

bu halde olduğumuzda çoğunlukla kendimize yaptığımız şey nedir? hiç bir şey yapmıyor olmakla, belki miskinlikle, bir işe yaramıyor olmakla suçlamak kendimizi ve kendimize kızmak.. şu anda yapıyor olmamız “gereken” şeyleri düşünmek, yapmadığımız her an içimizi bir şeylerin kemirmesi sürekli.. kendimize zaman verme konusunda ne kadar başarısız olduğumuzun farkında mısınız? ne kadar süre bu halde olursak olalım, uzun ya da kısa, çoğunlukla aklımızda yapmamız gerekenler, kendimize kızgınlığımız, artan öz-eleştirilerimiz olmuyor mu? bir türlü rahat bırakamıyoruz ki kendimizi.. içimizde bize sürekli bağıran, eleştiren, yargılayan, suçlayan ses dışarıdan birinin ağzından çıkan sözlerle eşleşmiyor mu çoğu zaman? içeride kendimizi rahat bırakmadığımızda, huzuru bulamadığımızda dışarıda bulmamız ne kadar mümkün? kendimize şefkatle yaklaşmadığımızda, anlayış göstermediğimizde, sürekli eleştirdiğimizde, kızdığımızda dışarıdan bize yansıyan da bu olabiliyor..

tabii ki hepimiz akşama kadar oturalım, hiç bir şey yapmayalım, kimseyle görüşmeyelim, bir problem varsa hiçbir şekilde yardım almayalım gibi bir davetim yok. 🙂 bedenin ve ruhun bizi ısrarla tuttuğu bir noktada zihinle savaş vermenin ya da zihnin sahte korkular yaratarak bizi durdurduğu yerde kendimizi acımasızca eleştirişimizin faydasızlığını fark edişim aslında bu kadar yazının amacı.. ne olursa olsun bir durumda oluşumuzun nedeni, kendimize fırlattığımız okları tutsak, yapmamız gerekenleri bize sıralayan, eleştiren, bizi bir türlü rahat bırakmayan sesle barış yapsak, ibiraz dinlendirsek onu, kafamızda kurduğumuz mahkemeye ara versek ve dursak. ne yapıyorsak ya da ne yapmıyorsak onun keyfini çıkarsak.. o zaman belki de bizi tutanın ruhumuz ve bedenimiz mi yoksa zihnimiz mi olduğunu anlayabiliriz? belki de durmanın mı yoksa hareketin mi bize iyi gelebileceğini görebiliriz..

biz kendimizi affetmedikçe, mazur görmedikçe, kendimize şefkatle yaklaşmadıkça hiç bir halde ve durumda kendimizi rahat bırakamaycağız.. akşama kadar oradan oraya koştursak da, yatsak da, çalışsak da, otursak da her durumda bulunduğumuz hale bir kılıf uyduracağız.. hiperaktif, depresif, manik vs. etiket çok..

beni rahat bırakmayan o ses başladığında tekrar son eylemim hakkındaki mahkemeye, sıraladığında tüm o etiketleri, suçlu bulduğunda yine beni, bu etiketlerin bana ne yaptığını görmeye çalışabilir miyim? mahkemeyi başlamadan durdurmaya çalışabilir miyim? kendime kanun saydığım o -meli/-malı’lardan kurtulmayı deneyebilir miyim? o sesi uzaklaştırmayı deneyebilir miyim? deneyebilirim.

güzel olur denesem. bence.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s