Bence

Feda-kârlık

Fedakârlık.

Ne yüce bir kavram değil mi? Özellikle bizim toplumuzda. Annenin fedakârlığı, eşin fedakârlığı, arkadaşın, babanın, çalışanın, öğretmenin vs. Fedakârlık yapan babaya örneğin, çok fedakâr adam bak çocukları okusun diye gece gündüz durmadı çalıştı derler, bunun denmesi de iyi hissettirir babaya. Çünkü iyi bir şeydir fedakârlık bize göre, yüceltir yapanı başkalarının gözünde zaman zaman, onaylanmaktır fedakârlık çoğunlukla. Kendinden önce başkasını koymak, hep bu gösterilmez mi bize? Aman bencil olma, başkalarını düşün, kendini düşünmek kötüdür..  Her zaman durum bu olmayabilir ve direk bu şekillerde de söylenmeyebilir, bazen söylenmeyebilir bile, sadece gösterilir, öğretilir, örnek olunur.. Duruma göre bencil olmak kötü bir şey sayılabilir, kötü diye bir şey varsa tabi. Hep kendini düşünüyor bu da derler mesela, böyle yerer gibi, kötü bir şeymiş gibi kendini düşünmek..

Ne yapıyorsak yapalım karşılıksız değil yaptığımız, fedadan kâr sağlamak amacımız. Ya sevgi, ya onay, ya hayranlık bir şet bekliyoruz bunun karşılığında.. Bazen alıyoruz, bazen alamıyoruz.  Alamadığımızda da kalıyor ruhumuzun parçaları dağıttığımız yerlerde.. 

Fedakârlık. Kelimenin eş anlamlısına bakın bir kere: “Özveri”. Özünden vermek, kendinden, daha derine inersek kendinden vermen demek ruhunun parçalarını dağıtmak demek benim için.

Kendi değerimize inanmak hiç öğretilmiyor bize, kendini sevmek, beğenmek. Başkalarını düşünmekten kendimizi düşünmeye fırsat bulamıyoruz değil mi? Öyle mi acaba peki gerçekten? Gerçekten kendimizi düşünmüyor muyuz özverili davranırken, karşılıksız mı yapıyoruz yaptıklarımızı? 

Karşılıksız değil bu yaptığımız.  Ruhunu parçalarını dağıtmak demiştim ya, kendimden verdiğim o parçayı, başka birinden tekrar almak için tüm yaptığımız. Asıl parçanın kendimde olduğunun o kadar farkında değilim ki; bendekini veriyorum ve bana onu iade etmesini istiyorum bir şekilde. Niye yapıyorum fedakârlığı? Ne yapıyorsak yapalım karşılıksız değil bu, fedadan kâr sağlamak amacımız. Ya sevgi, ya onay, ya hayranlık bir şey bekliyoruz bunun karşılığında. Bazen alıyoruz karşılığını, bazen alamıyoruz. Alamadığımızda da kalıyor ruhumuzun parçaları dağıttığımız yerlerde.. Eksik kalıyoruz, “kötü” dediğimiz duygular, değersizlik, yetersizlik, sevilmeme, onaylanmama gibi bu eksik yerlerden baş veriyor. Sonra toplamaya çalışıyoruz bu parçaları geri, bazen doğru yollarla, kendimizi sevmeye, değer vermeye başlayarak, bazen daha çok fedakârlık yaparak.. Daha çok fedakârlık yapmayı seçtiğimizde daha büyük oluyor verdiğimiz parça, dolayısıyla daha çok ihtiyaç duyuyoruz karşılığını almaya.. Alamayınca hissettiklerimiz de daha güçlü oluyor.. Daha çok üzülüyor, daha çok mutsuz oluyoruz.  Ta ki o parçayı tamamlamak için ihtiyaç duyduğum hissi kendi kendime vermeyi öğrenene kadar.. Sevmeyi, değer vermeyi, onaylamayı, kendine ve gücüne inanmayı..

Ne şekilde olursa olsun, saçma ya da mantıklı, bir şekilde bu hisleri kendime vermeye başlamalıyım.. Bıkmadan usanmadan sevmeliyim kendimi, hata yaptığımda şefkatle sarılmalıyım ruhuma, önemli değil, öğrendiğini al buradan ilerle diyebilmeliyim, değer vermeliyim kendime, başkasından görmeyi beklemeyi bırakarak, inanmalıyım kendime, gücüme en önemlisi de sahip çıkmalıyım özüme, vermeden, gözüm gibi bakarak, koruyarak ruhumun her bir parçasını.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s